Toksinlerden arınma veya detoks meselesi

İnsanoğlu zaman içerisinde ak dediğine kara, çok dediğine yok deme konusunda uzman varlıktır. Hepimiz kırk kere duyduğumuzu kabullenir ve sorgulamaktan vazgeçeriz. Toplumu senelerce kolesterol üzerinden korkuttular; yumurta gibi biyolojik değeri en yüksek, ucuz ve güvenilir gıdalardan uzak tuttular. Kimse tersini söyleyenleri dinlemedi. Şimdi neredeyse tüm kalp-damar hastalarına tam aksine yumurta yemelerini öneriyorlar.

İnternetin yaygınlaşmasından sonra iş tamamen çığrından çıktı; artık doğru bilgiyi yanlıştan ayırmak deveye hendek atlatmaktan çok daha zor hale geldi. Kendisini her konuda uzman kabul eden gerek hekim gerekse hekim olmayan pekçok kişi sorumsuzca, umarsızca konuşuyor. Pekçoğu ne dediğini bilmiyor aslında ama ortalıkta dolaşan bazı lafları kullanıyorlar; suya sabuna pek dokunmadan medyada kendilerine yer buluyorlar.

Kimsenin ilmine deyiceğimiz yoktur; ama bu jargon laflara itirazımız vardır. Bunlardan bir tanesi “toksinlerden arınma” konusudur. Toksin ve arınma kelimelerinin zihnimizde oluşturduğu algılama o kadar can alıcı ki, vücudumuzda bir sürü zehirli madde var ve bahse konu yiyecek, bitkisel ürün her ne ise öyle etkili ki bu toksinlerden arındırıyor bizi. Lütfen bu ifadeleri kullanan her kim olursa birkaç toksin ismi sorar mısınız? Ben bir türlü bu işi çözemidim. Nedir bu toksinler, bizi zehirleyen maddeler. Ağır metaller mi, genetiği değiştirilmiş ürünler mi, yoksa hiç bilmediğimiz başka şeyler mi.

Peki bu ürün nasıl temizliyor vücudumuzu toksinlerden? Ne yapıyor bizim bilmediğimiz? İnsan vücudundan atıkları uzaklaştırmanın yolları bellidir. Genel atılma şekli karaciğerin atılması gereken maddeyi suda çözünür hale getirmesi ve böbreğin de bu maddeyi idrarda yoğunlaştırmasıdır. Bunun yanında bazı maddeler safra ile sindirim kanalına verilir ve dolayısı ile dışkı yolu ile atılır. Ancak bu yollarla atılan maddelere toksin denmez; atık madde denir. Kaldı ki bugün atık dediğimiz üre, ürik asit, bilirubin gibi maddelerin hiçbiri toksin değildir. Bunlar fizyolojik sınırlarda kanda görevleri olan ancak kanda biriktiklerinde zararlı hale gelen maddelerdir.

Evet bilenlerden toksin ismi ve önerdiğiniz ilacın veya maddenin bu toksinleri vücuttan nasıl attığına dair açıklama bekliyorum. Bu açıklama gelinceye kadar hepinize www.hekim.org sitesinin kıymetli yazarı Dr. Sinan Atik’in konu hakkındaki yazısını okumanızı öneririm (1). Gözünü para bürümüş insanların sağlığınız ile nasıl oynadıklarını ve nasıl beklentilerinizin tam tersi sonuçlar elde ettiğinizi öğreniniz.

Bu yazıyı okuduktan sonra şu satırları bir kez daha düşününüz: insan vücuduna zarar veren maddelerin bir tanesi glikozdur. Evet bildiğiniz, onsuz yaşayamayacağınız şeker. Glikoza toksin diyebilir misiniz? Hayır. Ancak hayati bir düzenleme olan kan şekeri yükseldiğinde, glikoz bir anda gerçek bir toksin gibi davranmaya başlar. Aklınıza gelen gelmeyen bir sürü zarar verir hücrelerinize. Böbreklerinizi, gözünüzü ve sinirlerinizi harab eden işte bu hayati moleküldür. Son kan yağları gelir. Sonra aşırı ve gereksiz yere tüketilen ağrı kesiciler, ilaçlar, vitaminler ve katkı maddeleri. Eğer illa vücudunuzda toksin arıyorsanız, toksinler bunlardır.

Tüm bu toksinlerden arınmanın ilk yolu da, ek başka ürünler almak yani “tüketmek” değil “tüketmemektir”. Gereksiz yere tüketelin her lokma, her ilaç, her vitamin vücudunuz için gerçek birer sorundur. Lütfen sorunlarınızın kaynağında tüketme algısı olup olmadığını kontrol ediniz. Bırakınız daha çok tüketerek sorunları çözme olasılığını çoğu zaman işin içinden çıkılmaz hale getiriyoruz. Bu sayede biz sağlığımızı daha çok kaybederken, başkalarına yeni para kazanma yöntemleri hediye ediyoruz. Vücudumuz bir toksin yuvası değildir. Alkol tüketmiyor, sigara içmiyor ve dikkatli besleniyorsanız toksinlerle işiniz olmaz. Zaten ne idüğü belirsiz ürünler olmaları bir yana vücudunuzda atılacak toksin aramayınız. Az ve sağlıklı yiyiniz, bol hareket ediniz ve tıbbi olarak belirlenmedikçe ne vitamine, ne minerale ihtiyacınız olmadığını biliniz. Ancak illa ben detoks olmak istiyorum derseniz, yukarıda hatırlattığım ve aşağıda linkini verdiğim Dr. Sinan Atik’in yazısını lütfen okuyunuz.

Kaynak: hekim.org