Karanlığın gücü

Modern insan gecelerini hoyratça aydınlatmaktadır. Sadece caddeler, sokaklar, stadyumlar, alışveriş merkezleri değil evlerin içi de karanlığı yırtarcasına aydınlatılmaktadır. Bu harika buluş gecelerimizi aydınlatırken bakınız bize neye mal oluyor.

Daha önceki bir yazıda insan vücudunun tahminlerin çok ötesinde aydınlık-karanlık döngüsüne bağlı ve değişmeyen bir ritmi olduğundan bahsetmiştim. Bu değişmez ritim modern çağda alt-üst olmuştur. Söyleyeceklerim daha bitmedi; televizyon ve bilgisayar ekranı ev içi aydınlatmadan çok daha güçlü ve tehlikeli biyolojik ritim bozucular olarak karşımızda durmaktadır. İnsan vücudunun sıkı sıkıya bağlı olduğu aydınlık-karanlık döngüsünün ne tür etkileri olduğuna baktığımızda konu daha iyi anlaşılacaktır.

Bizim günlük hayatta fark etmediğimiz ancak vücudumuzu yönlendiren iki dönüm noktası vardır. Birincisi şafak fenomeni ikincisi ise alacakaranlık fenomenidir. Vücudumuz her sabah gün ağardığında bir dizi düzenleme yapar. Kan basıncımız artar, kan şekerimiz, dikkatimiz ve vücut sıcaklığımız yükselir. Tüm bu düzenlemeler vücudumuzun gün boyu daha iyi çalışabilmesi içindir. Artık olmayan alacakaranlıkta ise tam tersi bir dizi değişiklik başlar ve vücudumuz zihinsel/bedensel aktif çalışma modundan, enerji depolarının yenilenmesi, oksidatif ve metabolik hücresel atıkların temizlenmesini de kapsayan dinlenme ve yenilenme moduna geçer. Alacakaranlık ile başlayan metabolik temizlik ve tazelenme dönemi, uyku ile tamamlanır ve aydınlık periyot ile yeniden yukarıda açıklanan süreç başlar.

Karanlık periyodun en önemli unsurlarından bir tanesi beyinden salgılanan melatonin maddesidir. Sadece karanlıkta üretildiği için “karanlığın kimyasal ifadesi” denen bu madde insan vücudu üzerinde güçlü düzenleyici etkilere sahiptir. Ancak eksikliğinin yani modern insandaki gibi az üretilmesinin sonuçları uzun zaman içerisinde bedenimize ve ruhumuza yansır.

Gecelerin aydınlatılması, gece uzun süreli televizyon ve bilgisayar alışkanlığı, hem yukarıda anlatılan alacakaranlık fenomenini hem de beynin melatonin salgılamasını bozar. Aydınlık gecelerden dolayı vücut ritmini şaşırır ve gerekli düzenlemeleri yapamaz. Anlatılandan çok daha karmaşık olan bu düzenlemelerin uzun süreli bozulması bugün “medeniyet hastalıkları” olarak tanımladığımız kanser, tip II şeker hastalığı, hipertansiyon, şişmanlık, metabolik sendrom ve nöropsikiyatrik hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Bunların yanında sabah yorgunluğu ve yataktan kalkmak istememe gibi şikayetler de bozulmuş ritimlerle ilgilidir.

Son dönemde geliştirilen bazı ilaçlar ve özellikle bir depresyon ilacı (Agomelatine-Valdoxan®) bozulan bu mekanizmayı düzelterek hastalara yardımcı olmaktadır. Biz, ilaç önermek yerine bazı yaşam tarzı düzenlemeleri ile hem modern çağın nimetlerinden faydalanabilir hem de vücudumuza hakim olan ritimlerin daha az bozulmasına ve dolayısı ile uzun süreli pek çok hastalığın toplumda daha az görülmesine yardımcı olabiliriz. Bu öneriler aşağıdaki gibidir.

• Yatak odalarınızda ve özellikle çocuklarınızın odasında gece lambası kullanmayınız. Eğer kullanıyorsanız, lütfen solgun kırmızı ışık veren gece lambası seçiniz. Bu ışık melatonin salgısını en az etkileyen dalga boyuna sahiptir.

• Gece herhangi bir nedenle yataktan kalktığınızda, mümkün olan en az ışık ile en kısa sürede işinizi görünüz.

• Gece televizyon izleme ve bilgisayar kullanma alışkanlıklarınızı mümkün olan en az süreye indiriniz.

• Televizyon karşısında veya ışık açıkken uyuma alışkanlığınız varsa terk ediniz.

• Gece (saat 11.00’dan sonra) kesintisiz ve karanlıkta en az beş saat uyumayı benimseyiniz.

• Sabah hava aydınlandıktan sonra çok uzun süreli uyumayınız.

Yazıyı şu güzel ve anlamlı ifade ile bitirelim; “geceleriniz karardıkça sağlığınız aydınlanır.”

Kaynaklar:

1. Aydınlık Geceler ve Kanser Riski (İngilizce)

2. Kronik Hastalıklar ve Melatonin Ritmi (İngilizce-Türkçe)

3. Hekimce.com; Melatonin ve Hücrelerin Temizlenmesi

4. Hekimce.com; Karanlıkta Uyumak ve Kanser Riski