Scroll to top

Metabolizmanız sizi çağırıyor

Eski başka, eskimiş başkadır. Nice eskiler vardır ki hiç eskimez.  Peyami Safa

İnsanoğlu evrendeki en zeki canlı geçinir ve gerçekten analiz yeteneği yüksek bir zihni vardır. Ancak bu zihin inanmak için bir şeyin mutlaka doğru olması gerektiğini sorgulamaz. Algıları onun için çok daha önemlidir. Toplumlar yüzyıllar boyu doğrularla değil algılarla yaşamıştır. Tarih bunu örnekleri ile doludur. Sağlık konusu da bu gerçeklerin dışında değildir; salt doğrular insanoğlunun tarihi boyunca hiç değişmemesine rağmen, insanoğlunun konu hakkındaki düşünceleri kısa dönemlerde bile büyük değişimler geçirmiştir.

Koyu ekmek-beyaz ekmek

Rahmetli babaannem şehirden nadiren gelen beyaz ekmeği kendi pişirdikleri koyu ekmeğin içine katık niyetiyle koyup yediklerini anlatırdı. Beyaz ekmek zenginin yiyeceği idi, şehirliydi hem pahalı, hem lezzetli hem de sağlıklıydı. Şimdi babaannelerimizin torunları beyaz ekmeğin buğdayın posası olduğunu, tüm besleyici öğelerin kepek yani koyu kısmında kaldığını söylüyor. Şimdilerde fakirler beyaz ekmek, zenginler koyu renk ekmek yiyorlar.

Et-fasulye

Babaanneme kadar gitmeye gerek yok, babam için bile özellikle kuru fasulye fakirin vazgeçilmez yemeği idi. Zengin daima kırmızı et yerdi. Fakirin en lüks yemeği etli kuru fasulye olabilirdi. Şimdilerde çok sevdiğim taze fasulye için hatırladığım tek şey, annemin tarladan taptaze toplayıp pişirmesine rağmen benim yememek için bin türlü oyun yapmamdır. Şimdilerde çok fazla kırmızı et yemek kötü olarak lanse edilirken, kuru fasulye göklere çıkarılıyor. Fasulye, nohut, bakla, barbunya gibi tohumların tıpkı buğday, arpa, yulaf gibi tam birer sağlık deposu olduğu söyleniyor. Taze fasulye için en çarpıcı yorumları ise saygıdeğer hocamız Prof. Dr. Mehmet Öz yapıyor; taze fasulyeyi pişirmeden çiğ olarak tüketmeye çalışın!

Margarin-Tereyağı

Gelelim bizim neslimize. Benim çocukluğumda zenginlerin sabah kahvaltısını süsleyen iki yağ markası vardı. Sabah ve sonraları Sana. Sabah büyük plastik kâselerde, Sana daha küçük yağlı kağıt paketlerde satılırdı. Annem ekmeğime çok margarin sürdüğümde bana kızardı. Oysa ahırımızda ineklerimiz hala vardı; kimse bize tereyağının enfes bir besin kaynağı olduğunu söylemedi. Bu margarinleri ekmeğe sürmek bizim için doyumsuz bir keyifti. Çünkü o şehirliydi, zengin kahvaltılığıydı, oysa tereyağı veya sadeyağ rahmetli dedemin Sarıkız’ının sütünden yapılıyordu. Bugün margarinlerin hiçbir şekilde yararlı olamayacağı ve daima zararlı olduğunu biliyoruz. Dikkat ederseniz bütün reklâm güçlerine rağmen son dönemde çoğu margarin ya zeytinyağına ya da tereyağına yaklaşmaya çalışıyor. Tereyağı için de şu notu düşmek gerekir; tereyağı hiçbir şekilde damarlara zarar vermez ve şişmanlatmaz. Tereyağının içinde bolca bulunan kısa yağ asitleri daha midede iken emilmeye başlar ve tokluk hissine katkıda bulunur. Eğer margarinler inek sütünden üretilseydi ve bir firma tereyağını keşfetseydi inanın dünyada herkese kaşık kaşık tereyağı yedirirlerdi.

Listeyi uzatmak mümkün, haşlanmış patates ile cips arasındaki farktan tutun, salça ile ketçap arasındaki farka kadar onlarca örnek daha var. Önemli olan alışkanlıklarınızın vücudunuzun çalışma prensipleri ile ne kadar uyumlu olduğudur. Moda olan geçicidir; ancak insan vücudunun çalışma prensiplerinin değiştiğine dair herhangi bir bulgu veya bilimsel kanıt yoktur. Bu yazının başındaki Peyami Safa’ya ait manidar sözü hatırlayarak kulağımıza bir küpe takalım; dedelerinizin, babaannelerinizin yediklerini yiyiniz. Çünkü bizim ülkemizde görülen sağlıklı son nesil onlardı.

Doç.Dr.Ahmet Korkmaz
Kaynak: allturk.com