Scroll to top

Medeniyet hastalıkları

İnsanoğlunun nasıl bir ortamda yaşayabileceği, ne tür gıdalarla beslenebileceği ve çevresi ile uyumu genlerinde kodlanmıştır. Yaklaşık 25 bin adet genimiz ve bunların kodladığı bilgeler ile belirli şartlarda yaşamımızı devam ettiririz. Bu genlerin en azından 10 bin yıldır değişmediği bilimsel olarak ispat edilmiştir. Genlerimiz değişmemesine rağmen çevremiz (yaşadığımız ortam, yiyeceklerimiz, günlük yaşantımız) son 300 yılda ancak özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra muazzam bir değişime uğramıştır.

Çevresel değişimin çok hızlı olduğu bu gibi dönemlerde insanoğlunun genleri uyumda zorlanır. Uyumun zor olduğu yani çevresel değişimin çok hızlı olduğu bu dönemlerde yaşayan nesillere geçiş nesilleri denir. İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze kadar doğan bireyler geçiş nesli olarak kabul edilmektedir. Bizler hepimiz bu geçiş neslinin birer üyesiyiz. Yaşadığımız ortam, evlerimiz, ev içi ve ev dışı alışkanlıklarımız, yaşam tarzımız, yiyecek ve içeceklerimiz, hayatı algılama ve kaygılarımız tamamen farklılaşmıştır. Atalarımızdan aldığımız genlerimizin hiç tanımadığı bir ortamda yaşıyoruz. Çevrenin hızla değiştiği bu dönemde ortaya çıkan gen-çevre uyumsuzluğu birçok hastalığın beklenenden daha sık görülmesine neden olmuştur.

Medeniyetin hızla ilerlediğini kabul ettiğimiz son yüz yıllık dönemde yaygın olarak görülmeye başlayan bu hastalıklara “medeniyet hastalıkları” ismi verilmektedir. Bu hastalıklar birkaç ana grupta toplanmış ve insanoğlunun yaşam serüveninde hiç bu kadar sık görülmemiştir. Medeniyet hastalıkları aşağıdaki gibi sınıflanabilir;

· Metabolik hastalıklar (şişmanlık, diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, karaciğer yağlanması)

· Sinir harabiyeti ile seyreden hastalıklar (bunama, Alzheimer, Parkinson)

· Nöropsikiyatrik hastalıklar (depresyon, panik atak, anksiyete)

· Otoimmun ve alerjik hastalıklar (romatizmal hastalıklar, astma, cilt hastalıkları)

· Kanser

· Üreme bozuklukları

Tıp tüm bu hastalıkları ilaçlarla tedavi etme konusunda çok iştahlıdır. Ancak bu tür hastalıkları tamamen tedavi eden yöntemlerin çok az olduğu da bir başka gerçektir. Tıbbın gündemini çok meşgul eden ve neredeyse çözümsüz olduğunu ancak uzun süre ilaç kullanılmasını gerektirdiğini kabul ettiğimiz bu hastalıklar, tıp ve teknolojideki büyük ilerlemeye rağmen halen toplumları yaygın olarak etkileyen hastalıklar olarak kabul edilmektedir.

Madem medeniyet bu kadar ilerledi, insan vücuduna çok hakimiz niçin bu hastalıkları tedavi edemiyoruz? Yoksa bu hastalıkları tedavi etmek için bozukluğun olduğu asıl yere bakmaktan kaçınıyor muyuz? Bazı temel önlemlerle bu hastalıkların tedavisinde daha başarılı sonuçlar alabilir miyiz? Soruları artırmak mümkün, ancak doğru cevapları bulabilmek için gerçekten aramak zorundayız. İlaç firmaları hastalıkları bir pazar olarak gördükleri için bu soruları sormazlar. Bu cümleden hoşlanmayanlar için hayy kitaptan çıkan “satılık hastalıklar” isimli çalışmaya herkesin göz atmasına öneririm.

Bu yazıyı gerçek “medeniyet hastalıkları”na değinerek bitirmek isterim; dünyada 2.5 milyar insan sağlıklı su ve yiyeceğe ulaşamıyor. Çocuklar ölüyor, ortalama ömür beklenenin çok altında. Milyarlarca insan okuma yazma bilmiyor ve günde 2 doların altında bir gelirle yaşıyor. Medeniyete bir de bu gözle bakmak lazım. Avrupa ve Kuzey Amerika gibi medeni olduğunu zannettiğimiz ve dünya nüfusunun sadece %5’ini temsil eden bu iki kıta dünya kaynaklarını umarsızca sömürürken yukarıda ifade edilen medeniyet hastalıkları ile boğuşmak durumunda kalıyorlar. Ortalama ömrü 65’den 70’e taşımak başarı gibi gözükürken, milyonlarca insan kırklı yaşlarını göremeden ölüp gidiyor. Ülkemizde mevcut yaklaşık 20 milyon kronik hastanın büyük kısmı medeniyet hastalıklarına sahiptir. Altyapımızı, yiyeceklerimizi, içeceklerimizi ve yaşam tarzımızı genlerimize uygun hale getirmediğimiz sürece de ortalama ömrü uzatsak bile onlarca hastalıkla uğraşmak zorunda kalacağımız açıktır.

Doç.Dr.Ahmet Korkmaz
Kaynak: allturk.com