Scroll to top

Hipertansiyon

Şu söze ne dersiniz; “kan basıncı yüksekliği hipertansiyon hastalığının geç dönem bulgusudur”. Doğrusu benzer bir ifadeyi konunun uzmanlarından sayın Prof. Dr. Barış İlerigelen hocamızdan da duymuş olmak beni cesaretlendirdi. Bu ifade ile anlatılmak istenen durum oldukça önemli; aslında yabancı dilden Türkçeleştirilmiş bir ifade olan hipertansiyon yüksek kan basıncı ile denk anlamlı kullanılıyor. Ancak gerçek böyle değil; hipertansiyon metabolik bozulma sonucu ortaya çıkan uzun süreli karmaşık bir hastalık ve kan basıncı yüksekliği bu hastalığın sadece bir bulgusu.

Hipertansiyonun iyi anlaşılabilmesi için tüm damarlarımızın içini döşeyen tek sıralı hücre tabakasının (endotel) çok iyi anlaşılması gerekir. Anlamak için de farkında olmakta zorlandığımız bir iki noktaya dikkat çekmek yeterlidir. Tıp öğrencileri de dahil vücudun en büyük organlarını sorduğunuzda çoğunluk karaciğer ve beyni kolaylıkla söyler. Ancak hemen hiç kimsenin aklına bu tek sıralı hücre tabakası gelmez. Karşımıza belirli şekli olan bir yapı olarak çıkmadığı için endoteli hiç kimse organdan saymaz. Oysa bu hücreler insan vücudunu oluşturan yaklaşık 100 trilyon hücrenin onda biri kadardır! Yani endotel, toplam 10 trilyon hücreden oluşan 1 kilogramın üzerinde gerçek bir organdır; şekli organ olarak algılamamıza engel olur.

Sayıca bu büyüklüğe sahip endotel yaptığı işler itibarı ile de tıbbın çok sonraları fark ettiği gerçek bir endokrin organdır. Endokrin organ demek, salgıladığı maddeler ile vücudun diğer sistemlerini etkileyebilen, güçlü ve kalıcı düzenlemeler yapan organ demektir. Çoğu endokrin organ küçüktür; beyindeki hipofiz bezi, böbrek üstü bezleri, pankreastaki adacıklar gibi. Oysa endotel hem son derece büyük, hem tüm vücuda yayılmış ancak bir organ olarak algılanmamıştır. Sözü uzatmayalım; hipertansiyon da dahil diyabet, şişmanlık, metabolik sendrom gibi hastalıkların tamamında tıbben “endotel disfonksiyonu” denen bozulmuş endotel fonksiyonları mevcuttur. Endoteli bozan en önemli faktör ise bildiktir; kan şekeri yüksekliği. Orta yaşın üzerinde, hafif ve üzeri kilolu iseniz “Benim kan şekerim yüksek değil, daha geçen sabah baktırdım normal çıktı” demeden önce lütfen “Karanlığın gücü” ve “Alacakaranlık fenomeni” isimli yazılara göz atınız.

Bilirsiniz veya bilmezsiniz, hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu bu yazıda ismini sıkça andığımız endotel üzerine etkilidirler. Ancak endotel disfonksiyonunu düzeltemezler; zaten amaçları da bu değildir. Hipertansiyon tedavisinin asıl amacı kan basıncını ancak ilaçları kullandığınız sürece düşürmektir. Böylece ömür boyu ilaç kullanırsınız; dünyada çok az ürünün ömür boyu müşterisi vardır. Böyle müşteri de gerçekten velinimettir. Bu nedenle hipertansiyon hastalığını tedavi eden ilaçlar pek yoktur piyasada, kan basıncını düşüren, yani hastalığın sadece bir bulgusuna yönelik ilaçlar vardır. Amaç da bu güzelim (!) hastalığı tedavi etmek değil, müşteri portföyünü genişletmektir. Hekim yazar, hasta kullanır, devlet öder; ilaç firmaları da kazanır. Ancak hipertansiyon hastalığı bir türlü tedavi edilemez, sadece kan basıncı düşer. O da ilaç kullandığınız sürece. Bu kapitalist dünyanın en iyi işleyen kazan-kazan modellerinden bir tanesidir.

Zaten hipertansiyon bir beyin hastalığıdır; peki siz hiç bu sözü duydunuz mu? Elbette duymadınız; çünkü hiç kimse bunu dillendirmez. Bir nöroloji uzmanı meslektaşımızın (Dr. Güçlü Ildız) sunusunda rastladığımda çok sevinmiştim. Peki şunu duydunuz mu; gelişmiş ülkelerde 55 yaşın üzerindeki bireylerin %90’ı hayatlarının bir döneminde hipertansiyon tanısı alıyor ve çoğu ilaç tedavisine başlıyor. Tedavinin amacı; kan basıncını düşürmek, tedavinin süresi; ömür boyu, sonuç; ilaç kullandığınız sürece kan basıncınız normal sınırlarda kalır ancak hipertansiyon hastalığı geçmez. Hasta, hekim hepimizin hipertansiyon ilaçlarını kullanırken bir kez daha düşünmeye ihtiyacımız var; nerede yanlışlık olduğunu görmek için.

Doç.Dr.Ahmet Korkmaz
Kaynak: allturk.com