Scroll to top

Cell-Wellbeing Epigenetik Haritalama Teknolojisinin Saptama Prensipleri

Cell-Wellbeing Epigenetik Haritalama Teknolojisinin Saptama Prensipleri

Lütfen pdf için tıklayınız.

Gen Ekspresyonunun Optimizasyonuna Yönelik olarak Cell-Wellbeing Rapor İndekslerinin Yorumlanması

Giriş:

Epigenetik, fenotipin değiştiği ve genotipin histon ve kromatin metilasyonları nedeniyle aynı kaldığı mikro ve makro çevreden doğan bilgi sinyallerinin etkisi altında olan gen ekspresyonunun çalışılmasıdır.

2000 yılında tamamlanan İnsan Genomu projesine 2003 yılında son şekli verilmiş ve dünya genelindeki bilim insanları ile paylaşılmıştır. Görev alan bilim insanları, gen sayısının yüz binlerce olacağını beklese de yapılan keşifler insan genomunun tamamının yalnızca 25.000 genden oluştuğunu vurgulamıştır. Keşifler aşağıdaki soruya kafa yorulmasına neden olmuştur: ‘İnsanların vücutlarını oluşturan yapısal ve globüler protein sayısının 100.000’den fazla olmasının ve bunları kodlayan gen sayısının yalnızca 25.000 olmasının nedeni nedir?’ Bu soruya tek yanıt, fenotipleri kontrol eden genomdan başka bir şey olmasıydı: epigenetik.

Günümüzdeki epigenetik teorisi Amerikalı biyolog Prof. C David Allis tarafından öne sürülmüştür. Epigenetik, genotipi etkilemeden fenotipin ekspresyonu yoluyla işlev görür. Kodlama yapmayan DNA’nın, genleri nasıl eksprese ettiği veya susturduğunu açıklamaya yönelik aydınlatılmış mekanizmalar aşağıdaki şekildedir:

  1. RNAi – siRNA’nın mRNA’lardaki tamamlayıcı bölgelerine hibridize olarak sekansa spesifik bir şekilde sessiz gen ekspresyonu
  2. Kromatin Remodelingi – Histonların asetilasyonu ve deasetilasyonu kromatin remodelinginin en basit tipidir.
  3. DNA Metilasyonu – Metil gruplarını genlerin promotor bölgesine bağlayan biyolojik proses. Susturucu gen ekspresyonunda rol alan belirgin epigenetik mekanizma olarak kabul edilir.

Bilimin aldığı ad ile epigenetik ilk olarak erken dönem evrimcilerden olan Jaen-Baptiste Lamarck (1744-1829) tarafından ‘Lamarckizm’ olarak öne sürülmüştür. Yaşam formlarının, çevrelerinden ‘bilgi’ alabileceklerini ve bunları genlerine geçirebileceklerini öne sürmüştür. Yıllar sonra Erwin Schrödinger (1887-1961), moleküler biyoloji alanında teorik kuantum fiziği modelini uygulamış ve epigenetik olarak bildiğimiz alanın temelini oluşturmuştur. Erwin Schrödinger gende bir çeşit ‘kod yazısı’ olduğuna ve ayrıca genetik kalıtsal karakterlerin sebat ettiğine inanıyordu. O zamanlar DNA’nın, bir şekilde proteine kodlanabilen ve böylece proteinin kendi kendine organiza olmasını sağlayan bir bilgi olduğu düşünülüyordu. Bu disiplinler arası buluş moleküler biyolojiye yeni bir kapı açtı ve sonrasında doğrudan çift sarmallı DNA yapısının keşfedilmesini tetikledi. Bu noktada, Schrödinger’in genlerin belli proteinleri üretme kabiliyetine işaret ettiğine inanılıyordu ancak daha yüksek ihtimalle Lamarckizmi de denkleme dahil eden şekilde bu proteinlerin dış faktörler aracılığıyla biyolojik karmaşıklığa organize edilmesinden bahsediyordu. O zamanlar biyolojinin, mikrokozmik dünyada mikroskop altında daha ileri düzeyde çalışılmasının mümkün olmadığı düşünülüyordu. Erwin Schrödinger organizmanın en küçük yapısının atom olduğunu düşünmüş ve kuantum mekaniği ve kuantum alanlarına yönelik teorik fiziği ve fikirleri başlatmıştır.

Erwin Schrödinger’den sonra Cambridge Üniversitesi, Clare College’deki Biyokimya ve Sitobiyoloji Laboratuvarında çalışan Araştırma Direktörü Prof. Rupert Sheldrake, Sheldrake Teorisini geliştirdi ve öne sürdü (Sheldrake’in “Morfik Rezonans Hipotezi”). Morfik alanların ve rezonansın doğanın ve maddenin organize edici alanları olduğunu öne sürdü. Morfik alanlar, Morfik Rezonans adı verdiğimiz proses ile birbirleriyle etkileşime geçer. Alanlar uzaydaki görünmez yapılardır. Michael Faraday 1840’lı yıllarda, alanların eter gibi ince maddeden oluştuğunu öne sürmüştür.

1860’ların ortasında James Maxwell, ışığın elektromanyetik alandaki elektromanyetik vibrasyon olduğunu göstermiştir. Bu da elektrik teknolojisinin temeli olmuştur. 1905 yılında Albert Einstein, izafiyet teorisini geliştirdiğinde, eter konseptini kaldırmış ve alanların yalnızca kendilerinden ibaret olduğunu söylemiştir. Enerjiden oluşmakta ve dolayısıyla doğanın temelini oluşturmaktadırlar. Madde, alanlardan oluşur ancak alanlarda maddeden oluşmaz. 1927 yılında Einstein, izafiyet teorisi ile, evrensel gravitasyon alanının tüm evreni bir arada tutan bir alan olduğunu göstermiştir.

Kuantum teorisinde artık, kuantum enerji alanı ve biyolojik bilgi alanı gibi Kuantum Alanlarından bahsediyoruz.

Son zamanlarda, öncü kök hücre biyoloğu ve global epigenetik uzmanı Dr Bruce Lipton, gen ekspresyonunda çevrenin (mikro ve makro) rolüne ilişkin bilimsel bilgileri yeni düzeylere taşımıştır. Hücre membranına ilişkin çığır açan çalışmalar yapmış ve bunlar, hücrenin dış katmanının bilgisayar çipinin organik homoloğu yani beynin hücre düzeyindeki eşdeğeri olduğunu ortaya çıkarmıştır.  Stanford Üniversitesi, Tıp Fakültesi’ndeki 1987 ve 1992 yılları arasındaki araştırmaları, membran yoluyla işlev gösteren çevrenin, hücre davranışını ve fizyolojisini kontroller ettiğini ve genleri açıp kapadığını ortaya çıkardı. Hayatın genler tarafından kontrol edildiğine dair oturmuş bilimsel görüşe karşı gelen keşifleri, günümüzdeki en önemli çalışma alanlarından birinin yani epigenetik biliminin habercisi olmuştur.

Teknoloji: 

Özellikle kuantum gözlem teknikleri, moleküler spektrum teknolojisi ve biyoteknoloji olmak üzere modern teknolojilerin gelişimi, modern biyolojik alanda (biyolojik bilgi alanı) ve kuantum epigenetiğinde araştırma yapılmasının kapısını açmıştır. Bilim insanları artık, teknolojik yollar ile biyolojik alanda bilgi saptayabilmektedir. Bitkisel biyolojik alanı ve hayvansal biyolojik alanı içeren ‘biyolojik alan’ terimi, canlı organizmalar (monomer ve birleşik organizmalar dahil) tarafından kuantum mekaniği yöntemiyle kullanılan canlı çevrenin açıklamasıdır. Biyolojik alanın, hem enerji hem de madde açısından biyolojik maddeler üzerinde muazzam bir etkisi vardır. Aynı zamanda gen ekspresyonunu ve böylece protein sentezini de kontrol edebilir. Şu anda genetik biyoloji alanında, protein sentezinin tüm etkilerini içeren genel terim “epigenetik” ya da “genlerin fiziksel ekspresyonunu veya fenotiplerini kontrol eden” bir faktör olarak adlandırılır. Uzun yıllardır, biyolojik bilgi alanı, epigenetik ve sağlık arasındaki ilişkilere ilişkin çalışmalarda anlamlı ilerleme kaydedilememişti. Bu, internetin ortaya çıkışına ve büyük veri teknolojisinin olgunlaşmasına kadar geçerliydi, şirketler artık, örnek verilerin internet üzerinden aktarımı ile toplu veri hesaplaması yapabilmekte, böylece kuantum epigenetiğinin madde, enerji ve yaşam ile ilişkisini çalışabilmektedir.

Cell-Wellbeing’in programları, teorik modern biyoloji, kuantum fiziği ve epigenetik temeline dayalı özel olarak geliştirilmiş S-Drive sistemi aracılığıyla verileri bağlamaktadır.

Cell Wellbeing’in programları ve S-Drive sistemi biyolojik bilgi alanlarının haritasını çıkarmaktadır. Temel epigenetik faktörlerin, in-vivo ortamda tüm vücut açısından ve genel sağlık ile ilişkili bağlantısına ilişkin bilgiler sağlamak üzere tasarlanmıştır. Bu epigenetik haritalama, belirtilere ve hastalığa tanı koymak için kullanılan kan ve idrar gibi vücudun dış (in vitro ve kompartmantalize) numunelerinden alınan testten farklıdır. Epigenetik haritalamanın kullanımı sistemin tamamını sıklıkla bir belirti ortaya çıkmadan önce yansıtmaktadır, bu şekilde epigenetiğin en iyi olarak herhangi bir patofizyolojik durumun tanısından veya tedavisinden ziyade önlenmesine uygundur.

S-Drive sistemi, fiziksel optimizasyonu mümkün kılan besinsel ve çevresel belirteçlerin haritalamasına izin veren spektrum bobini ve programlamanın kullanılması yoluyla kıl folliküllerinin endemik imza dalgalarında bulunan bağlantılı bilgilerin çözülmesini ve toplanmasını sağlar.

S-Drive spektrum bobini, longitudinal dalga saptama sensörü ve bilgi dönüştürme devresi içerir. Frekans spektrum bobinleri, S-Drive’ın merkezinde bulunur. Frekans spektrum bobinlerinin özel geometrisi ve elektromanyetik özellikleri sayesinde, manyetik alan ve elektrik alan, frekans spektrum bobinlerinin indüklediği alanda birbirlerini dengeler. Böylece “sayısal alan” oluşur ve buna “longitudinal harmonik dalga” adı da verilir.

Follikülleri intakt olan dört saç telini S-Drive frekans spektrum bobinine yerleştirdiğimizde, saç follikülünün biyolojik alanı, frekans spektrum bobinlerinin elektromanyetik alanının indüksiyonunu rezonans yoluyla bozacak ve böylece “sayısal alan”da değişiklik tetikleyecektir. “Skalar alan”daki değişiklikler sayısallaştırma için S-Drive programının sensör modülüne geri gönderilecektir. Bu şekilde, “biyolojik alan” numunelerindeki biyolojik bilginin ayrıntılarını bir araya getirebilir. Veriler önce haritalama için Almanya’ya aktarılır, sonrasında biyolojik bilgi, Cell Wellbeing programındaki S-Drive bilgi işleme devresi ile dijital biyolojik alan bilgisine dönüştürülür.

S-Drive işlemcisi, hastanın ad, yaş, cinsiyet ve adres bilgilerini girmek için Cell Wellbeing’in yazılım programını ve terminal çalışma prosedürlerini kullanır. Bu bilgiler, kişisel saptama bilgisi veri paketini (sistemde “karakteristik bilgiler” olarak adlandırılır) oluşturmak ve kişisel saptama bilgisi veri paketinin şifrelenmesini sağlamak için S-Drive tarafından toplanan dijital biyolojik alan bilgileriyle birlikte şifrelenecek ve saklanacaktır. Terminal çalışma prosedürü, şifrelenmiş kişisel saptama bilgilerini veri paketi olarak Almanya’daki akıllı haritalama sistemi bulutuna yükleyecektir.

Cell Wellbeing’in bulut tabanlı akıllı haritalama sistemi iki kısımdan oluşur: bir tanesi biyolojik bilgi hesaplama modeli prosedürü, diğeri de dünyanın büyük bir bölümündeki hayvanların (insanlar dahil) ve bitkilerin biyolojik bilgi alanı veritabanını kapsayan temel biyolojik örnek özellik veritabanıdır. Akıllı haritalama sistemi bulutu, terminal tarafından yüklenen kişisel saptama bilgisi veri paketini aldıktan sonra verileri şifreleyecek ve sonrasında, karmaşık biyolojik bilgilerin şifresini çözüp, hesaplamasını yapacaktır. Hesaplama sırasında sistem, test edilen nesnelerin isim, cinsiyet, yaş ve bölge bilgilerini birleştirecek ve nihayetinde, bireysel bağlantı verilerini ve raporunu oluşturacaktır. Oluşturulan rapor, terminal çalışma prosedürüne geri gönderilecek ve terminal çalışma prosedürü tarafından müşterinin e-posta kutusuna gönderilecektir.

Nihai raporda her bir maddenin hesaplama bağlantı indeksi, genel bölümdeki ağırlıklandırmasının yapılmasını sağlayacaktır. Aynı bölüm içerisinde her bir bağlantılı indeks, dengelenmiş bir ölüm için genel belirteç bağlantısının bir yüzdesini temsil edecektir. Bir bölümdeki tüm indeks ağırlığının toplamı %100’dür. Bu, rapordaki daire grafiklerinin ve şemaların, her maddenin kendi mutlak değeri olmadığı, bölümde denge sağlamak için gereken ağırlık etkisi veya bağlantı olduğu anlamına gelmektedir.

Her raporda, haritalanan her indeksin sağlık üzerindeki etki ağırlığına göre beslenme önerileri verilecek ve haritası çıkarılan hastanın besin takviyeleri ve gıdalar aracılığıyla denge sağlamasına rehberlik edilecektir; böylece sağlık daha ileri düzeyde optimize olacak ve sağlıklı yaşam tarzını destekleme amacı elde edilecektir.

Biyolojik alan geniş çaplı olarak yaşam alanımızda ve çevremizde bulunmaktadır. S-Drive dedektör frekans spektrum bobinleri aşırı duyarlı sensör mekanizmasıdır. Saç örneği S-Drive’ın spektrum bobinine yerleştirildiğinde, saç follikülünün biyolojik alan yoğunluğu görece fazla, buna karşılık diğer çevrelerin genel biyolojik alan yoğunluğu görece düşüktür. Sistem otomatik olarak, temel biyolojik alanın etkileşimini inhibe edecektir. Kök follikülü olmayan saç follikülü S-Drive’ın spektrum bobinine yerleştirilir, spektrum bobini çevresel biyolojik alanı duyarlı olarak saptayacaktır. S-Drive spektrum bobini standart bir “boğaz mikrofonu” gibi işlev görür. Mikrofon kullanıcısı konuştuğunda mikrofon, konuşmacısının büyük ses dalgası alanının yoğunluğu nedeniyle ses dalgalarını tespit edebilir. Mikrofon ses dalgalarını öne çıkarabilir ve arka plandaki sesi otomatik olarak kısıtlar/susturur.

Ancak konuşmacı konuşması bıraktığında mikrofon, gaz rezonansı ve çevresel ses gibi başka frekansları ve alan dalgalarını arar ve bir vızıltı sesi olarak tespit eder. Vızıltı “yakındaki çevresel alanların” tümünden kaynaklanan sonuçları içermektedir.

Sistem mimarisi

 

 

 

 

Arka Plan Gürültü Haritası