Alacakaranlık fenomeni

Karanlığın gücü yazısında önemine işaret edilen alacakaranlık fenomeni insan vücudu üzerinde şafak fenomeninden daha baskındır. Şafak fenomeni bir şekilde icraa edilir; vücut aydınlığa ait sinyalleri iyi kötü alır ve gerekli düzenlemeleri yapar. Gelelim alacakaranlığa; doğru dürüst alacakaranlık yok ki insan vücudu neyin sinyalini alsın, nasıl düzenleme yapsın? Belki daha da kötüsü, alacakaranlığın ilk sinyallerini alan vücut sonrasında “öğle güneşi”ne muadil ışıklı bir ortama girdiğinde kelimenin tam tabiri ile apışıp kalmaktadır. İzninizle modern insanın akşamüstünü insan vücudu ile tanıştıralım.

Daha önce de ifade ettiğim gibi insan gözü güneş ışığı veya beyaz ışığın kendisine değil, bu ışığın içindeki mavi dalga boylarına duyarlıdır. Tüm gün boyu gökyüzünün maviliği ve ortamdaki beyaz ışık akşamüzeri önemli ve dereceli bir değişime uğrar. Gökyüzünün maviliği sarı-kırmızı dalga boylarına kayar ve mavi dalga boyları azalır. Bu durum gözlerimiz tarafından algılanır ve aktif günün bitmeye yüz tuttuğu, karanlığın yaklaştığı anlaşılır. İşte bu dönemde insan vücudunda bizim bilincimiz dışında ortaya çıkan değişimlerin tümüne “alacakaranlık fenomeni” denir. Bu dönemde olanlar kabaca “şafak fenomeni”nin tersidir.

Gün batımı ve karanlığa giriş

Kan basıncı, kan şekeri, nabız, dikkat, algılama ve konsantrasyon düzeyleri dereceli bir şekilde azalır. Kan basıncı ve kan şekeri daima normal düzeylerdedir tabii ki, ancak normal düşük düzeylere geriler. Bunları dikkat ve algılama düzeylerindeki azalma takip eder. İnsan vücudu gün boyu içinde olduğu aktif dönemi (sempatik) terk etmeye ve dinlenme, tamir ve yeni bir güne hazırlanma olarak özetlenebilecek pasif döneme (parasempatik) girmeye hazırlanır. Bu dönemin önemli unsurlarından bir tanesi akşam yemeğidir ve insan vücudu için önemli bir enerji kaynağıdır. Alacakaranlık fenomeni ile ilişkili olarak yenen akşam yemeği vücudun enerji depolarının yenilenmesi, atıkların uzaklaştırılması, hücrelerin “tazelenmesi” için önem arz eder. Yemekten sonra yoğun zihinsel faaliyet yapılması ve aşırı aktif bir döneme girilmesi beklenmez. Bu dönemin tamamlayıcısı da uykudur.

Tüm bu bilinç dışı değişimlerin başlatıcısı alacakaranlıktaki mavi ışık/sarı-kırmızı ışık oranındaki sarı-kırmızıya olan kaymadır (gün batımı ve akşamüstü). Ardından beklenen karanlık periyodun gelmemesi ise tüm işleri karıştırır. Gece aydınlığa maruz kalma, televizyon, bilgisayar gibi modern çağ alışkanlıkları nedeni ile alacakaranlık fenomeni bir karmaşaya dönüşür. Metabolizma alt üst olur ve yukarıda ifade edilen aktif-pasif dönem değişimi tam olarak gerçekleştirilemez. Özellikle akşam yemeğinden sonraki dönem -ki buna yemekten sonra anlamında “postprandial dönem” denir- alacakaranlık fenomeni için büyük bir sorun oluşturur. Karanlık periyodun içinde kontrolsüz aydınlığa maruz kalan insan vücudu, dolu bir mide ve tamamlanamamış alacakaranlık fenomeni metabolizmayı bulandırır.

Sorunlar uzun dönemde ortaya çıkar

İnsan vücudu gerçekten iyi çalışan, organize bir makina olduğu için sorunlar uzun dönemde yani, günler veya aylar içerisinde değil, dekat (on yıl)lar içerisinde ortaya çıkar. Ortaya çıkan sorunlara hastalık tanısı koyulmadan önce geçen yıllarda vücut yıpranır ve buna metabolik bozulma denebilir. Daha önceki bir yazıda (metabolik hastalıklar) ifade edildiği gibi, bu durum modern insanın maruz kaldığı en önemli “gen-çevre” uyumsuzluğudur. Yıllar boyu kan şekeri, kan yağları, kan basıncı vb. metabolik veriler özellikle akşam yemeğinden sonraki dönemde az veya çok bozuktur. Bu bozukluk sabah açlık değerlerine yıllar sonra yansır. Bu söylediklerim size hayal gibi gelebilir; ancak tıbbi araştırmalar bunu ispat etmiştir.

Modern insanın akşamları hastalık kaynağıdır

Bu zamana kadar yapılan en geniş diyabet çalışması United Kingdom Prospective Diabetes Study (UKPDS) Türkçe ifade ile İngiltere geleceğe yönelik diyabet çalışmasıdır. Lütfen hepimiz bu çalışmanın sonuçlarından özellikle bir tanesini iyi okuyalım; yeni tip 2 diyabet tanısı konmuş her iki kişiden bir tanesinde (%50) diyabetin en az bir komplikasyonu tespit edilmiştir. Bu komplikasyonlar diyabete bağlı nefropati (böbrek hasarı), retinopati (göz hasarı) veya nöropati (sinir hasarı)’dir. Normalde bir hastalığın komplikasyonu o hastalıktan önce ortaya çıkmaz. Ancak görüyoruz ki, hekimler “evet sen diyabetsin” demeden önce bir şeyler her iki hastadan bir tanesinde ciddi soruna yol açmış durumdadır. Bunların en önemlilerinden bir tanesi de “açlık değerleriniz normal” olmasına rağmen, özellikle akşam yemeğinden sonraki dönemde maruz kaldığımız yukarıdaki bozukluklardır.

Doç.Dr.Ahmet Korkmaz
Kaynak: allturk.com